Sanatçı ve Malatya şehri- Arzu Çevikalp

Ana sayfa » Sanatçı ve Malatya 
Serbest Kürsü

Sanatçı ve Malatya 

sanatçı

Sanatçı’ya hak ettiği değeri veren Malatya’ya gitmeden önce biraz önyargılıydım. Ne de olsa Malatya benim gözümde “geri kalmış” bir taşraydı. Malatyayı gelişmemiş bir Anadolu şehri olarak hayal etmiştim. Ama umduğumun tersi çıktı. Malatya halkı tam tersine çok cana yakın, misafirperver, sıcak, samimi ve yardımseverdi. Zaten ufak yerlerde her zaman bu karakteristik özellikler ön planda değil midir? Bana göre Malatya; türkülerin harmanlandığı, samimi aşkların yaşandığı bir sevda şehridir. İşte bu yüzden Malatyalıların içlerinden kopan fırtınaların yükselttiği dalgalar ve onların sahile vuruşundan çıkan ses türkülerini yansıtır. Ruhlarının güzelliklerinin, bulundukları yeri ışık gibi aydınlatmaları da cabası… Sizin de bildiğiniz üzere etrafına ışık saçan insanlar çok azdır. Buradan hareketle, sevgi ve ışığın birleşiminden doğan sinerji Malatya’ya halkının özünü oluşturmakla kalmaz adeta şekillendirir. Mesela çarşıya Malatya’ya özgü tatlılar almaya gittiğinizde önce size ikram etmeleri çok ince bir düşünüş tarzıdır. Yiyin yiyebileceğiniz kadar! Başka nerede o denli tıka basa doyacaksınız ki… Zaten lezzetinden de tadınız damağınızda kalır.

Öncelikle şunu eklemek istiyorum; eğer Malatya’ya Film Festivali konuğu olarak gelmemiş olsaydım bu güzel şehirden mahrum kalacaktım. Ne büyük bir kayıp olurdu o zaman… Bu sebeple festivali düzenleyenlere çok teşekkür ediyorum. Böyle bir festivalin yapılmış olması takdire şayan. Tabi şu detayı da atlamamak lazım. Festival tarafından hem çok iyi ağarlandım hem de çok değerli insanlarla tanıştım. Değer bilen insanların olması o değerleri her zaman yaşatacak ve yeşertecektir. Değer bilenler olmalı ki o değerler depremdeki binalar gibi hiç çökmesin! Tıpkı çınar ağaçları misali devrilmeden ayakta dursunlar. Malatya hakkındaki olumlu görüşlerimi aktardıktan sonra gelelim Malatya’nın tarihi eserlerine… Eski Malatya olarak bilinen Battalgazi bölgesi Malatya’nın görülmeye değer yerlerinden biridir. Hatta bu bölgede KervansarayUlu Cami ve Sanatçılar Sokağı uğramanız gereken adreslerden bazıları… Sizlere en önemli yapıtlardan biri olan Kervansaray’da deneyimlediğim bir olayı aktarmak istiyorum. Kervansaray’ı gezerken ufak bir sanat atölyesine uğradım. Orada sanatçı bir bey arka fondan çalan saz ve o nağmeler eşliğinde kendi tasarladığı otantik eserleri bir araya getiriyordu. Hele o sazın sesi yok mu, adeta insanın ruhuna doğru zerk ediliyordu. O an kopup gitmemek elde değildi. Herhalde en duygusal olduğum sahnelerden biriydi. Bambaşka bir dünyaya göçtüm gittim sanki… Hem de hiç var olmayan bir dünyaya!

“Küçük yerlerde her zaman sanatçı sanatını icra edendir ve o sanatçı her zaman en iyi şekilde uğurlanır.”

Ardından o sanatçı bana Kervansaray’ın nasıl yapıldığını anlatmaya başladı. O kadar yapıcı bilgiler verdi ki, okumakla bile öğrenilmesi mümkün değildi. Çünkü yaşamadan öğrenilmez! Kervansaray’dan çıkarken bir hayli enerji doluydum bu da benim Ulu Cami’ye gitmemi kolaylaştırdı. Ulu Cami’yi gezmeden önce tertemiz ve katışıksız çeşme suyu içtim. O su aynı Malatyalıların kalpleri kadar temizdi. Peki, ya Sanatçılar Sokağına ne demeli? Bembeyaz boyalı evlerin dış duvarlarında çok ilginç motifler yer alıyordu. Hepsi birbirinden anlamlıydı. Sanatçıya hak ettiği değeri veren Malatya gibi şehirlerin olduğunu bilmek çok güzel. Bir laf vardır belki bilirsiniz. “Küçük yerlerde her zaman sanatçı sanatını icra edendir ve o sanatçı her zaman en iyi şekilde uğurlanır.“ Ama kozmopolit şehirlerde maalesef buna şahit olamıyoruz. Sanatçıyı bir paçavra olarak görebiliyorlar. Belki de sanat anlamında bu yüzden gelişemiyoruz. Kimbilir..

Malatya’nın benim için en önemli tarafı ise Hababam Sınıfı’nın Malatya’ya konuk olmasıydı. Malatya günlerime renk kattılar. Onlar insanlık teknesinde hamuru yoğurulmuş ekmek gibiydiler. Tıpkı fırından çıkan mis kokulu yemek misali… Aslında bunu Malatya’ya da uyarlayabiliriz. Kısacası, Malatya yemeye bile kıyamadığımız en lezzetli yemekti. İşte bu yüzden Malatya ve Hababam Sınıfı birbirine çok iyi kenetlendi.

Son olarak; Hababam sen çok yaşa diyor ve noktayı koyuyorum.

Hey Hababamlılar Malatya’nın sizlere selamı var!

Arzu Çevikalp

1982 yılında İstanbul’da doğmakla başlayan hayatım, 10 yaşında yazı yazmakla ve her yazdığını kodlamakla anlam kazanır. Sadece şiir, deneme ve öykü gibi türlerde yazı yazmak yetmez, ilgi alanlarımın genişlemesiyle yepyeni türlere doğru yelken açarım. Film eleştirileri, kısa haberler ve diğer muhtelif sinema yazıları... Açıkça ifade etmem gerekirse, sinema hakkında yazı yazarken tıpkı ufak bir çocuğun annesini gördüğünde sevindiği kadar seviniyorum ve kendimi bembeyaz bulutların arasında dans ediyor gibi hissediyorum. Hiç bırakmayacağım bir görev.

Yorum ekle

Yorum bırakınız

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Abonemiz olmak ister misiniz?

Güncel yazılarımızdan haberdar olmak için, lütfen bize katılın!