Jigsaw-Bir türlü final yapamayan efsanenin son çığlıkları

Ana sayfa » Jigsaw
Analiz

Jigsaw

Jigsaw geri mi geliyor?

Cadılar Bayramı ile özdeşleşen “Jigsaw”, zaman zaman ilk film Saw’un hazzını yaşatmakta zorlansa da seyirciyi kıvrak zekasıyla kendine bağlayan, orta şekerli bir kahve tadında… 

Genel değerlendirmeye göre, seriler uzadıkça özlerini yitirerek hem ömürlerini kısaltırlar hem de yaratmış oldukları atmosferin tuzağına düşerler. İlk çıkış noktasındaki mantıklı buluşları hiçe sayarak seyirciyi yeni manevralarla kandırmaya çalışırlar ve bunu yaparken de hikâyenin asıl damarını kesip atarlar.

Eski serileri kolaj şeklinde yeniymiş gibi beyazperdeye yaftalamayı seven yapımcılar seyircinin ilgisini canlı tutmak adına türlü türlü yöntemlere başvururlar, bu yöntemler kimi zaman teknik vurgulamalar (özel efektler, kurgu, 3 boyutlu sahneler vb…), kimi zaman da akıl oyunlarıdır.

İşte böyle bir tablonun parçası olan “Saw” serisinin sekizinci filmi “Jigsaw”, küllerinden yeniden doğarak beyazperdedeki varlığını sürdürmeye çalışıyor. Tıpkı batan bir gemiden kurtulmaya çalışan insanların verdikleri hayat mücadelesi gibi sıkı bir mücadeleye giren “Jigsaw” galip gelmek adına son hamlesini yapıyor.

Peki, bu macera nasıl başladı? James Wan ve Leigh Whannell tarafından yaratılan “Saw” aslında kısa metraj bir okul projesiydi, filmin sonradan aşırı ilgi görmesi nedeniyle uzun metraj olarak çekildi. Kısıtlı bir bütçeyle yola çıkan James Wan ve Leigh Whannell hikâyenin belkemiğini oluşturarak, zeki hamleler ve kurguyla ‘ortaya nasıl kafa yorucu bir film konur’ olgusuna ışık yaktılar.

Jigsaw’da Tuzaklara dikkat!

Düşük bütçeli ilk film Saw’un gişe hasılatının tatmin edici sonuca ulaşmasıyla, ikinci filmin hazırlıklarına başladılar ve Saw ekibini büyüterek seri olma yolunda ilerledi, ta ki içsel olarak parçalanana değin… “Saw 3D The Final Chapter”ın başarısızlığa uğrayıp gişeyi yeteri anlamda besleyememiş oluşu, serinin ne yazık ki kaçınılmaz sonunu getirdi ve bu nedenle 7 yıl boyunca yeni bir “Saw” filmi beyazperdede boy göstermedi. Seyircilerin ısrarına ve baskısına dayanamayan Saw ekibi, seriye Jigsaw ismiyle devam etme kararı alarak şiddetin dozunu azaltıp, bilinçaltının kapılarını aralayan ölümcül tuzaklar inşa etti.

Bu tuzaklara göre; hayatlarına değer vermeyen, hayatı olduğu gibi kabul etmeyen, insan olmanın ne demek olduğunu bilmeyen, empati kuramayan ve her şeyden daha da önemli olan hatalarını kabul etmeyenlerin kendi sonlarını hazırlıyor oluşlarını, kanlı oyunlarla ortaya koyan Jigsaw nam-ı diğer John Kramer’in bariz bir amacı var: hayat dersi vermek!

Jigsaw

Jigsaw ve oyunlar

Jigsaw’da şiddet, intikam ve öfke duygularıyla beraber kurbanlarına kaygan bir zemin hazırlayan John Kramer (Tobin Bell) “haydi bir oyun oynayalım” repliğiyle yeniden seyircinin dikkatini topluyor. Daha detaylı bir anlatımla beynimize şüphe tohumları yollayarak, sınırlarımızı zorluyor. Yalnız burada bir parantez açmak gerek, çünkü her seride olduğu gibi tüm şehirde hunharca seri cinayetler işleniyor ve kanıtlar her zaman olduğu gibi yine Jigsaw’u gösteriyor, oysa ki Jigsaw neredeyse 10 yıldır ölü olarak biliniyor.

Seyircinin bu nasıl mümkün olabilir, yoksa John Kramer geri mi döndü sorularını sormasına vesile olan film, aynı olayların sürekli yaşanmasıyla, merak ve heyecan unsurunu katbekat arttırıyor. Eski serilere nazaran detayları daha fazla genişleten film, gizemli bir atmosfer yaratmayı ikinci plana atıp bizi her ne kadar hüsrana uğratsa da hedef kitlesinden işkence mevzusunu uzaklaştırması yerli yerinde bir eylem!

Jigsaw’un tuzakları ve suç kriminolojisi

Kanlı sahnelerin ötelendiği filmde, hikâyenin ön plana çıkmasıyla seyircinin odağı, karakterlerin içinde bulunduğu duruma yönleniyor ve ister istemez karakterlerle bağ kuruyoruz. Hatta geçmişe dönüş sekanslarının güçlendirildiği hikâyede, karakterlerin neden tuzaklara hapsedildiğine dair belirli izlenimlere erişiyoruz, ne de olsa hepsi birer suçlu! Buradan hareketle, bir suç işlediniz ve şimdi işlediğiniz bu suçla hesaplaşma zamanı diye haykıran katil, karakterlerin profillerini çıkartarak suç kriminolojisine/bilimine yeni bir dava ekliyor. Bu anarşist sistem düzeneğinde; yasalara aykırı bir davranışta bulunan katil aslında kendi kriminal yolculuğuna çıkıyor. Denklemin parçalarını birleştirmeye çalışan seyirci, bu duruma alışkın olduğu için, katilin neden böyle bir şey yaptığına takılmıyor, zira asıl önemli olan katilin kim olduğunu tahmin edebilmek… Hikâyeye herhangi bir yenilik katmadan ters köşe yapan film, deyim yerindeyse seyirciyi John Kramer meselesiyle yüzleştiriyor ve seyirci bulmacayı çözmeye çalışıyor. Bunun yanı sıra film, Dedektif Halloran, adli tıpçı Logan Nelson, asistanı Bonneville ile güzel bir polisiye kurgu yaratıyor ve bazı taşlar yerine oturuyor.

Jigsaw’da kendi adaletini kendin bul!

Toparlayacak olursak, “Vampir İmparatorluğu”, “Zamanın Ötesinde” filmleriyle adlarından söz ettiren Alman yazar-yönetmen Spierig Kardeşler psikolojik ve ahlaki sorgulamadan yola çıkarak karakterlerin yaşadıkları psikolojik gerginlikleri, suç ve ceza arasındaki dengeye dayandırıyorlar. Tek handikap filmin finalinin tahmin edilebilir düzeyde oluşu… Spierig Kardeşler filmdeki sürpriz unsurunu bozdukları için, seyircinin hevesi kaçabilir belki ama fondaki Charlie Closer müzikleri eşliğinde durumun değişmesi mümkün.

Jigsaw’da teknolojinin gücü

Netice? Düşük bütçe ile yola çıkan Saw serisi pazarlama gücünü kullanarak yüksek bütçeli bir filme dönüşürken, önemli bir detayı atlıyor, o da şu: teknolojinin güçlü etkisiyle samimi atmosferi minimum seviyeye indirerek beyazperdeyi görsellikle boyamak… Buna karşın türevleri arasında kendine iyi bir yer edinen “Jigsaw” vicdan hesaplaşmaları, içsel arınma ve düzen içinde yeni bir düzen kurma hedeflerine yönelerek “kendi adaletini kendin bul” diye bir mesaj yolluyor seyirciye… Son sözde; çözümsüz kalan vakalar ile cezai sistemin işlevini yerine getirmediğine kadar birçok sorunun köküne inen “Jigsaw” bakalım bu kez sona erecek mi? Bekleyip göreceğiz…

 

Tek tıkla aramıza katılın!

Posta listemize abone olun ki e-posta gelen kutunuza gelen yazılarımızdan haberdar olmanız kolay olsun.

Üyelik için teşekkürler

Bir şey yanlış gitti.

Arzu Çevikalp

1982 yılında İstanbul’da doğmakla başlayan hayatım, 10 yaşında yazı yazmakla ve her yazdığını kodlamakla anlam kazanır. Sadece şiir, deneme ve öykü gibi türlerde yazı yazmak yetmez, ilgi alanlarımın genişlemesiyle yepyeni türlere doğru yelken açarım. Film eleştirileri, kısa haberler ve diğer muhtelif sinema yazıları... Açıkça ifade etmem gerekirse, sinema hakkında yazı yazarken tıpkı ufak bir çocuğun annesini gördüğünde sevindiği kadar seviniyorum ve kendimi bembeyaz bulutların arasında dans ediyor gibi hissediyorum. Hiç bırakmayacağım bir görev.

Yorum ekle

Yorum bırakınız

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Haber bülteni